hükümet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hükümet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tarih Sayfası - 1 ; CIA ‘den Devşirilen Hücre Tipi Politika! 12 Eylül ve İBDA






F Tipi beyin yıkar


F Tipi cezaevleri ile ilgili tartışma ve eylemler sürerken, "hücre sistemi" uygulamasının, ABD'li ünlü psikiyatrist Dr. Edgar Schein'in kaleme aldığı, "Beyin Yıkama Özel Varyantları" adlı kitapta yer alan programla paralel olduğu ortaya çıktı.

ABD'li psikiyatrist Edgar Schein'in 1960'lı yılların başında hazırladığı "Beyin Yıkama Özel Varyantları" adli projesinde ortaya koyduğu, devletlerin hücre tipi hapishanelerde uygulayacakları temel program ve cezaevlerinde mahkumların nasıl yaşatılması gerektiğini düzenleyen 24 maddelik program, Türkiye'de yaşanan F Tipi Cezaevleri tartışmasında devletin öne sürdüğü argümanlar ile paralellik gösteriyor. Hücrelerin yaratıcısı olarak anılan Dr. Schein'in geliştirdiği programda, mahkumların izole edilen bölümlere yerleştirilmesi gereğinin altı çizilirken, bununla mahkumlar arası ilişkilerin bir şekilde kopacağı ya da ciddi bir şekilde zayıflatılacağı belirtiliyor.

Mahkumlar arasındaki grup olma normlarının parçalanması ve dağıtılması gereğine dikkat çekilen programda, mahkumların toplumsal düzenlerinden vazgeçtikleri ve tamamen izole oldukları bir grup düşüncesinin yaratılması gereği vurgulanıyor. Mahkumlar arasındaki her türlü dayanışma desteğinin yok edilmesinin altının çizildiği programda, mahkumların cezaevi koşullarını, yakınlarına ve arkadaşlarına yazmalarının engellenmesi gerektiği kaydediliyor.

Yeni Gündem 01.09.2000


'HÜCRE TIPI ÖLDÜRÜR'

Cezaevlerinin içinde ve disinda son zamanlarda olaylar çikmasina neden olan F Tipi cezaevlerinin, yetkililerin görüslerinin aksine mahkumun ruh yapisini daha agresif yaptigi ve sosyal davranis bozukluklarina yol açtigi belirtiliyor. Türk Tabibleri Birligi tarafindan yayimlanan 'Toplum ve Hekim' dergisinin 1997 Kasim sayisinda yayimlanan bir raporda, hücre tipi cezaevinin mahkumlarda heyecan, anlama ve karar verme bozuklugu, çocukluga giden bir davranis ve sosyal iliski bozukluklarina yol açtigi ifade ediliyor. Konuyla ilgili raporda, hayvanlar üzerinde yapilan deneylere yer verilirken su noktalar göze çarpiyor:

"Erişkin dönemlerde izole edilen farelerde sosyal davranis bozukluklari gözlenmistir. Akranlarindan ayrilan hamsterlarda ise kilo artisi, çevre ve karsi cinse ilgi kaybi görülmüstür. Benzer sekillerde akranlarindan ayrilan maymunlarda da bir çesit depresyon gelistigi izlenmistir."

Öte yandan, Bakanlik tarafindan hazirlanan Cezaevi El Kitabi'ndan da örneklerin verildigi raporda, Adalet Bakanligi'nin hücre tipi cezaevini onayladigi görüsüne yer veriliyor. El kitabinda şu satirlar ise dikkat çekici:

"Teröristler birbirleriyle haberlesmemelidir. Çünkü terörist haberlesmedigi zaman sudan çikmis balik gibi ölür. Baska bir ifade ile teröristi ruhen ve fikir bakimindan besleyen kaynaklar veya kanallar kesilip kurutulunca, onun devrimci, yani yikici yani ölür."


TARİH 12 EYLÜL, DUVARLARİN ARDINI ANLATTILAR

- 12 Eylül döneminde girdigi cezaevinde 1.5 yil hücrede kalan Memik Horoz, hücreden çiktiktan sonra arkadaslarini taniyamaz hale geldiklerini belirterek, "Yüzünden taniyamiyorsun. Bir tek sesi kulaginda kaliyor. Sesini duyunca, 'Aa sen o degil misin?' diyorduk" dedi. IHD Istanbul Subesi tarafindan düzenlenen "Duvarlarin arkasinda insan haklari" konulu forum dün Tarik Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde yapildi. Toplantiya çok sayida tutuklu yakini, insan haklari savunuculari, dernek temsilcileri, uzman ve yazar ile uzun süre cezaevlerinde hücrede kalan magdurlar katildi. Tutuklu yakinlari isiklari söndürülen salona ellerinde Ulucanlar Katliami'nda yasamini yitiren tutuklularin fotograflariyla girerek mumlar yakti.

Hücre magdurlari Daha sonra söz alan ve 1981 ile 1991 yillari arasinda çesitli cezaevlerinde tutuklu kalan ve bu süre içinde toplam üç yil hücrede yatan Memik Horoz, yasadiklarini söyle anlatti: "Cezaevinde her seyi iskence aleti haline getirmislerdi. Sagmalcilar'da 1.5 yil hücrede kaldim. Benim gibi çok sayida arkadas böyle kaldi. Hücredeyken arkadaslarimizi tipini, yüzünü unutmustuk. Sadece bazen biribirimize seslenerek, kimin kim oldugunu unutmamaya çalisiyorduk. Bir buçuk yil sonra bizi havalandirmaya çikardilar. Kimse biribirini tanimiyor. Birbirimize bakiyoruz, çikaramiyoruz. Daha sonra bazilari aralarinda konusuyor. Sesini duyuyoruz. Aa sen o degil misin diyorduk. O sekilde birbirimizi taniyorduk."


05 Mayis 2000
KARTAL CEZAEVI'NDE BULUNAN IBDA-C DAVASINDA TUTUKLULARIN DURUMLARI ILE ILGILI GÖZLEM RAPORU
GIRIS
Mazlumder Istanbul Subesine basvuruda bulunarak Kartal Cezaevinde tutuklu bulunan eslerinin halen "hak ihlallerine ugradiklari" gerekçesiyle yaptiklari açlik grevinden dolayi, magdur olduklarini ifade eden bir grup basvurucunun yardim talebi üzerine durumu yerinde tespit etmek amaciyla anilan cezaevine gidilmis, bahsi geçen tutuklularla görüsülmüs,tespitler yapilmis sonuçta bu rapor hazirlanmistir.
I- SIKAYETLER •
II- Açlik Grevinin Baslamasi 28.04.2000 tarihi itibariyle halen sayisi kesin olarak belirlenememekle beraber 30 civarinda tutuklunun açlik grevinde oldugu belirtilmistir. Sayinin kesin olarak belirlenememesinin sebebi, açlik grevini gerçeklestiren tutuklularla hiç kimsenin görüsme imkaninin olmamasidir. Açlik grevinin gerçeklestirenlerden ikisinin kismi felç geçirdigi ve revirde tedavi altina alindigi beyan edilmektedir. Açlik grevinin sebebi olarak asagida belirtilen hak ihlalleri gösterilmis, bu hak ihlallerinin giderilmesi yönünde taleplerin yazili olarak cezaevi idaresine ve savciliga bildirildigi ancak, hiçbir iyilestirmenin yapilmadigi vurgulanarak son çare olarak süresiz açlik grevine gidildigi ifade edilmistir. Görüsme gerçeklestirdigimiz tutuklular açlik grevinin baslangicinda durumu yazmis olduklari dilekçeler ile Adalet Bakanligi, Içisleri Bakanligi ve Saglik Bakanligina bildirdiklerini ve öz itibariyle insan onuruna yakisir bir sekilde yasamlarini sürdürmeyi talep ettiklerini belirtmislerdir. • Hücreler Tutuklular Metris Cezaevinden buraya sevk edildiklerinde 10-15 gün süresince 4-5 m2 lik hücrelerde tek baslarina kalmislardir.

Bu büyüklükteki hücrelerin çok sagliksiz oldugu , mazgallarin kapi altlarinda oldugu ve burada insan onuruna yakismayan bir sekilde tutulduklarini, Salih Mirzebeyoglu , Sadettin Ustaosmanoglu ve Ali Osman Zor ismindeki tutuklularin hala tek kisilik hücrelerde kaldiklari , hiçbir sekilde bir insan sesini duyamadiklari ve kimseye de seslerini duyuramadiklari bir ortamda kaldiklarini beyan etmislerdir. •

Güvenlik ve Aramalar Cezaevinin iç kisminda da asker bulundugu yasalara aykiri olan bu durumun rahatsizlik verdigi dile getirilen diger bir husustur. Çok hassas elektronik cihazlardan geçildigi halde hem blok girisinde hem de kogus girisinde arama yapildigi , Kartal Cezaevine ilk geldiklerinde de arama sirasinda tamamen çiplak hale getirildiklerini beyan etmislerdir. Ayrica siklikla koguslarda arama yapildigi, bu aramalar esnasinda 3 kisilik odalari 30 kisilik asker grubunun aradigi , birçok hak ihlallerinin ve onur kirici davranislarin oldugunu belirtmislerdir.

Söyle ki; aramalar esnasinda tutuklularin disari çikarildigi , bütün çöplerin , yiyeceklerin , içeceklerin , temiz ve kirli giysilerin ve diger bütün esyalarin bir araya kogusun ortasina döküldügü ve kogusun rezalet bir duruma geldigi belirtilmistir. Bütün bunlar olurken tutuklulara hakaret edildigi ve psikoloji rahatsizlik olusturacak davranislarda bulunuldugu özellikle, kabe resmi, Kur'an'i Kerim, seccadeleri ve tesbihlerinin çöplerinin arasina atildigi, böylelikle tahrik edilmek istenildiklerini bildirmislerdir. Bu aramalardan sonra gerekli temizlik ve düzenleme tutuklular tarafindan yapildiktan hemen sonra tekrar arama yapilarak ayni islemlerin tekrarlandigini belirtmislerdir. • Fiziki Durum , Havalandirma ve Saglik Tutuklular, bulunduklari bölümlerin yagmur aldigini, islak yataklarda yatmak zorunda kaldiklarini, havalandirma bölümünün tellerle kapli olmasindan dolayi kogus ile havalandirma arasinda bir fark göremediklerini , bu nedenle havalandirma ile ilgili haklarini kullanamadiklarini, kitap okuma imkanlarinin olmadigini, spor imkani taninmadigini ve iç organlarinda bozulma sikayetlerinin her geçen gün arttigini dile getirmislerdir. Bu durumun tutuklulari umutsuzluga yönelttigi özellikle belirtilmistir.

Hemen hemen bütün mahkumlar ve tutuklularin durusmalara giderken ellerinin önden kelepçelendigini ancak kendilerinin ellerinin arkadan kelepçelendigini , bu nedenle ciddi derecede omuz agrilari çektiklerini ve bu onur kirici bir uygulama olmasi dolayisiyla bu uygulamanin sona ermesini istediklerini bayan etmislerdir. •

Ziyaretçi ve Avukat Görüsleri En yogun belirtilen sikayetlerden birisi de ziyaretçiler ve yakinlarla görüs durumudur. Özellikle tutuklu yakinlarinin da dile getirdigi bir sorun bu. Tutuklularin es ve yakinlari bazen aksama kadar beklediklerini ve bu bekleme sonrasinda kendilerine bugün görüs yok denilebildigini belirtiyorlar. Bazen de saatlerce bekleyip , çok yogun ve onur kirici sekilde aramalardan geçtikten sonra sadece birkaç dakika görüsebildiklerini, çocuk görüsünün ise önceleri hiç olmadigini simdi ise bazen çok kisa görüsebildiklerini beyan etmislerdir. Avukat görüsü ile ilgili yasanan problem ise; Avukat ile görüsler için ayrilan kabin sayisi kisitli oldugundan avukatlar ile yetersiz sürede görüsebildiklerini beyan etmislerdir.
III- TALEPLER : Tek kisilik hücrelerde kalan arkadaslarinin bu tek kisilik hücrelerden çikarilmasi ve tutuklularin birbirleri ile görüsme imkanina kavusmasi • Cezaevi iç kisimdaki askerin çikmasi • Ziyaretlerin kesintisiz ve tam gün olmasi ile çocuk görüsünün saglanmasi • Kitap okuma ve spor gibi sosyal ve kültürel etkinlik yapilabilmesi • Avukat görüsünde olusan sikintilarin giderilmesi • Aramalarda yogunlasan hakaret ve tehdit içeren sözler söylenmemesi ve bu aramalar sirasinda koguslarin kirletilmemesi ve yiyeceklerin ortaya dökülmemesi • Ibadet için kullanilan ve özellikle dini açidan özellik arz eden Kabe resmi , seccade ve benzeri esyalarina hakaret edilmemesi ve bu esyalara zarar verilmemesi
IV- III- IDARENIN TUTUMU: Raporumuza konu olan basvuru ve bunun neticesinde IBDA-C'li tutuklularin ifade ettikleri sikayet ve talepler ve açlik grevi ile ilgili olarak Kartal Cezaevi idaresinin görüsünü de almak istedik. Zira bu tarz çalismalarimizda taraflarin görüsünü almak ve bunu da raporumuza ilave etmek seklinde bir usul kullanmaktayiz. Bundan yola çikarak Kartal Cezaevi 1. Müdürü Recep Gögüs 'ü arayarak tarafimiza yapilan basvuruyu ve bu basvuru sonunda bize ulastirilan sikayetler ve açlik grevi ile ilgili bilgileri kendisine söyledik ve görüsünü almak istedigimizi belirttik. Ancak Recep Gögüs kendisinin "göreve yeni basladigini, bu nedenle bilgi sahibi olmadigini bahsettigimiz konular ile ilgili olarak bize bir açiklama yapamayacagini" belirtmistir. Kendisine bu konuda Kartal Cezaevi idaresinden bilgi almak istedigimizi ve bu konuda kimden bilgi alabilecegimizi sordugumuzda Kartal Cumhuriyet Bassavcisi'ndan bilgi alabilecegimizi belirtmistir. Bunun üzerine Bassavci Hüseyin Poyrazoglu'na ulasmaya çalistik. Ancak kendisini defaatle aramalarimiz ve görüsmek için yaptigimiz müracaatlar maalesef sonuçsuz kalmistir. Bu nedenle raporumuzda idarenin görüsünü sunamamaktayiz.
V- IV- KANAATIMIZ: Görüsmüs oldugumuz tutuklu ve tutuklu yakinlarinin bizlere beyan ettikleri bilgileri yukarida sunmus bulunmaktayiz. Bizler Kartal Cezaevi ziyaretimiz sirasinda Avukat görüsü konusundaki sikintilari bizzat yasadik. Avukat görüs kabinlerinin sinirli sayida olmasi; görüsme sirasi beklemek ve kisa süreli görüsme yapmak neticelerini dogurmaktadir. Tutuklu yakinlarinin da görüsme için uzun süre bekledikleri ve sira ile alindiklarindan bekleyisler uzadigi ve görüs süresinin de buna bagli olarak kisa sürebildigini müsahede ettik. Gözlemledigimiz diger bir husus ise tutuklu yakinlarinin açlik grevinde bulunan yakinlarinin sagliklarindan ve hayatlarindan duyduklari endise olmustur. Birçok tutuklu yakini yetkililere sözlü ve yazili ulastiklarini ancak hiç kimsenin bu açlik grevini bitirmek için çaba sarf etmedigini söylemislerdir. Yakinlarin duyduklari bu endise ve kaygi açlik grevinin bugün itibariyle 47. güne ulastiginin beyan edilmesi ile had safhaya ulasmistir. Açlik grevini gerçeklestirdigi beyan edilen kisilerin tamami tutukludur. Baska bir deyisle suçlulugu sabit oluncaya kadar tedbiren hürriyeti kisitlanan kisilerdir. Suçu sabit olmayan kisilere yönelik hak ihlallerinin olmamasi gerektigi gibi her halde ister tutuklu ister mahkum olsun herkesin insan onuruna yarasir bir sekilde yasamlarini sürdürme haklari teminat altina alinmistir. Biz her kim olursa olsun her mahpusun insan onuruna yakisir bir sekilde yasam sürmesini istiyoruz. Bu nedenle Adalet Bakanligi ve diger ilgili kurumlarin Kartal Cezaevindeki söz konusu bu durum ile ilgili gereken incelemeleri yaparak aciliyetle hukuka aykiriliklarin tespit edilerek giderilmesi ve açlik grevinin sona erdirilmesi için gereken girisimlerin yapilmasini talep ediyoruz. Av. Gülden SÖNMEZ Av. Gönül KÜÇÜK



7. Die »Luxuszellen«

»Seht her!« schreit das Massenblatt Sabah am 24. Juni auf Seite 1: »Luxushotel im Gefängnis: Wandteppiche, Handys, 30-Kanal-Fernseher, Kühlschrank, parfümierte Klimaanlage« und zeigt Fotos der Mafiazellen im Gefängnis von Kartal. Die Öffentlichkeit soll glauben, dass Kartal das Paradies ist. Die Propaganda soll konditionieren: Die Knäste sind außer Kontrolle, die harte Hand muss durchgreifen und: reformieren. Kartal ist ein Reformknast. 1986 gebaut, war er ein sogenannter »E-Typ«: Sondergefängnis, höchste Sicherheitsstufe. Nach dem Umbau lautet die Chiffre »F-Typ«: Isolations- und Einzelzellen-»Reform«. Der Istanbuler IHD-Menschenrechtsverein legte im Frühjahr 2000 eine Studie über Kartal vor: Einzelzellen, 24-Stunden Einschluss, Klo auf der Zelle, Essen durch ein Loch in der Stahltür, kein Tageslicht, keine Sichtmöglichkeit nach draußen, kein Kontakt zu Mitgefangenen, Hofgang unter Stacheldraht, Verwandtenbesuch eine halbe Stunde pro Woche, Verbot von Lebensmittelpaketen (1999 bezifferte das Justizministerium die Tagesration eines Gefangenen: Frühstück, Mittag- und Abendessen, auf 165.000 Türkische Lira, ein Brot kostet 40.000 TL, eine Suppe 250.000 TL). Ali Osman Zor nach sechsmonatiger Totalisolation in Kartal zu seinem Anwalt: »Deine Geschmacksnerven, das Riechen, Hören, Fühlen und Sehen verflüchtigen sich. Über nichts mehr kann man lachen und weint über die kleinste Angelegenheit. Die Isolation nimmt einer Person jedes Gefühl der persönlichen Sicherheit... du fühlst dich, als könntest du in jedem Moment getötet werden. Das Ziel ist diese alles durchdringende Angst zu verstärken, Selbstmordgedanken zu erzeugen, schlussendlich deine Psyche völlig zu brechen.« Die Mafia-Gefangenen in Kartal wickeln ihre Kommunikation mit der Anstaltsleitung über Zimmerboys und Handys ab. Die Gefangenen der islamistischen IBDA-C (»Kämpfer des großen islamischen Osten«) - eine frühe Abspaltung der Hizbullah-Organisation, die sich der staatlichen Funktionalisierung als Todesschwadron gegen Kurden und die PKK verweigerte - sind dagegen in der Totalisolation. Sie sind die Testratten für das »Labor« Kartal, wie nach dem Selbstmordversuch des IBDA-C-Führers Salih Mirzabeyoglu sein Verteidiger erklärte: »Seit fünf Monaten war er ununterbrochen eingeschlossen. Zuletzt berichtete er über Stimmen im Kopf, über Halluzinationen und ein permanentes Rauschen. Er vermutet, um die Wirkung der Isolation zu potenzieren, wurden seinem Essen möglicherweise Chemikalien oder Drogen zugesetzt.« (Yeni Gündem, 30.6.2000) Auch die Gefangenen der 2. Friedensdelegation der PKK sind in Kartal. Ihr Weg für den Frieden aus dem europäischen Exil in die Türkei endete in den neuen »Europa-Zellen« (Justizminister Turk). Kartal-F-Typ, das ist die türkische Chiffre für Stammheim, den Toten Trakt in Köln-Ossendorf, Frankenthal, Moabit oder Celle. Die US-amerikanische Menschenrechtsorganisation Human Rights Watch kritisierte in einem Memorandum das Isolationsregime in Kartal. Die keinesfalls links einzuordnende Organisation verwies dabei auf eine Stellungnahme der Europäischen Kommission für Menschenrechte von 1975: »Isolation kann die Psyche und Physis nachhaltig und tiefgreifend beeinträchtigen. Festgestellt werden kann u.a. chronische Apathie, emotionale Instabilität, Verminderung der mentalen Fähigkeiten, Schlaflosigkeit, Konzentrationsstörungen.« Die damaligen Kläger waren im 7. Stock von Stammheim isoliert. Ihre Namen: Gudrun Ensslin, Andreas Baader und Jan Carl Raspe - Gefangene aus der RAF

“HUKUK” İDAM EDİLİRKEN “İMTİYAZLI ZÜMRE” HÂLÂ ÖZGÜR!








Üstad Necip Fazıl'la başlayan Büyük Doğu fikir-sanat-aksiyon geleneğini, Üstad'ın sağlığında ondan aldığı izin ve istikametle geliştirerek, İBDA dünya görüşünü 55 eserle bütünleştiren mütefekkir-sanatçı Salih Mirzabeyoğlu'nun idamla yargılanmasına, İstanbul 6 no.lu DGM'de 14 Nisan 1999 Çarşamba günü saat 09.00'da başlandı. Türk hukuk sisteminde artık "vak'ayı âdiye" hâline gelen ve kimin neden dolayı bu cezayı hakettiği kamuoyunda büyük bir soru işareti olan "idamla yargılanma" talebi, fikir-sanat-hukuk-siyaset-iktisat-hikmet-dil-şiir- biyografi-roman-hikaye vb. çok çeşitli sahalarda yetkin eserlere imza atmış Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nu 11 yıldır “imtiyazlı zümre” adına “telegram işkencesi” altında tutuluyor.

11 yıl içerisinde gelişen süreç gösteriyor ki “hukuk”un da kendi yararlarına işlediği “imtiyazlı zümre” varlığını -toplumu yok etme pahasına- devam ettirmiştir. O gün Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nu “hukuk” adına hukuk’u çiğneyerek idam kararı verenler, bugün Ergenekon Terör Örgütü’nden tutuklananların avukatlığını yapan; "imtiyazlı zümre" savunucusu hâkim ‘Çetinbaş’ ve Müdür ‘Ertosun’ ve gibileri..

Gelinen nokta, “hukuk” adına hukuk’u katletmek değil, adaletin tesisinden bahseden “etkili ve yetkililer” bunu fiiliyatta göstermedikleri sürece, 1999’a kadar Müslüman halkı sömüren ihanet çemberinin içinde olduklarını tersinden göstermiş olmakla ve haliyle Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun şahsında insanlığa karşı işlenmiş “hukuk cinayeti”nin ortağı olarak bu lekeyi alınlarında taşıyacak ve her nerede görünürse tanınacak ve kazıyamayacaklardır.

SALİH MİRZABEYOĞLU'NUN BASIN AÇIKLAMASI*


Bir insan kendi öz kabiliyetini ve iktidarını aşan bir rolü üzerine alırsa,
bu rolü iyi oynayamayacağı gibi, yapabileceği rolü de terketmiş olur...
Bunun yanında şu hikmet: Yobaz, toplumun mekanik, ağır, kör ve sakar
güçlerini tutan, onlara yardım eden, bir insanda veya dönüşümde rastladığı dinamik gücü tanımayan adamdır.

Benim kim olduğum, hangi rol ve misyon üzerinde bulunduğum, ilâhî takdir
icabı tecellinin şu ân ne kadarıyla göründüğüm ayrı dava, perişan dil ve
ifâdeleri de kendilerine ait olmak üzere DGM Savcılığı'nın hakkımdaki iddiası
şudur:

-" İBDA-C adlı silahlı terör örgütünün asıl hedefinin de, mevcut Anayasal
düzeni silah zoru ile değiştirip yerine İslâm devleti kurmaktır.

İBDA-C adlı örgütün lideri olan kod adıyla kurulacak Büyük Doğu İslâm
devletinin komutanı seçilecek olan Kumandanı kod Salih İzzet Erdiş'in örgüt
mensuplarının gerçekleştirdiği eylemlere doğrudan doğruya katıldığı tesbit
edilememiş olmakla beraber, bizzat kendisi tarafından kaleme alınan ve
İBDA-C adlı örgüte sempati ile bakanlara okutturulmak suretiyle siyasî ve
ideolojik bir bilinç verilmesinde kullanıldığı ve Büyük Doğu İslâm devletinin
nasıl kurulacağı hususunda kitaplarında, yer vererek örgüt mensuplarına yön
vermektedir. Lidersiz bir örgüt düşünülemeyeceği gibi, örgüt mensuplarının
gerçekleştirdiği eylemlerden de bir örgüt liderinin sorumlu tutulmaması
eşyanın tabiatına aykırı düşer. İBDA-C adlı örgüt mensuplarının
gerçekleştirdiği tüm eylemlerden örgüt lideri de sorumludur.

İBDA-C adlı örgütün mensuplarının Kumandan kod sanık Salih İzzet Erdiş'e
olan bağlılıkları, bağlı oldukları İBDA-C adlı örgütün ülke genelindeki organik
bütünlüğü, gerçekleştirdikleri eylemlerin çokluğu, gerçekleştirilen
eylemlerin ağırlığı, toplum içerisinde yarattığı korku ve vehamet derecesi,
eylemlerde çok sayıda bombaların kullanıldığı ve bir çok insanın
yaralanmasına ve ölümüne neden olduğu, büyük çapta maddî hasarlar
meydana getirildiği gözönüne alındığında, sanık Salih İzzet Erdiş'in mevcut
anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs etmek suçunu oluşturduğu;

Sanıklar Sadettin Ustaosmanoğlu ile Mehmet Fazıl Aslantürk'ün İBDA-C adlı
örgütün sair efradı oldukları..."

DGM Savcılığı'nın "kanatsız kuş" misâlini andırır bu sığ ve sakat tasviri, bu
kısır mantık ve sakar suç isnadı, benim temsil ettiğim davanın ulviyeti önünde
"işte yobazlık budur!" kabilinden bir mahiyet belirttiği gibi, hukuk haysiyeti
açısından da bir suçtur. Yakalanışımdan, polis sorgusundan, söz konusu
iddianamenin keyfiyetine kadar herşeyi destanlık bir komedi olarak kitaplık
çapta ortaya koyacağımı kamuoyuna duyururum.

Örgüt lideri oluşum sabitmiş gibi, "Delail-i hâl", yani hâlin delil olması
kabilinden bir yaklaşımla, "lidersiz bir örgüt düşünülemediği gibi, örgüt
mensuplarının gerçekleştirdiği eylemlerden de örgüt liderinin sorumlu
tutulmaması eşyanın tabiatına aykırıdır." diyenler, evvelâ resmî kurumların
içine çöreklenmiş hırsızlık-yolsuzluk-cinayet şebekelerinin liderlerine
uzansınlar ve kendi emirleri altında bulunanların mesuliyetlerini
yüklensinler... Acaba Savcılık, İslâmla mücadele şubesindeki sorgum sırasında
kimlerin hangi medya patronlarıyla benim de bahsimin geçtiği senli benli
konuşmalar yaptığını ve kendi el yazımda geçen hangi isimlerin neden
bilgisayar yazımına geçirilmediğini öğrenmek ister mi?

Benim adım, ne halk iradesini dolandıra dolandıra kaşarlaşmış Salomon
Kemirel ne de 70 yaşında büyük sermaye teknesinin cariyeliğine soyunmuş
eski solcu Ecebit... Her zaman sözümün arkasında durdum ve "delail-i hâl"
ölçüsüyle mevcut düzeni şöyle gördüğümü alenen ilân ederim:

-" TC içinde yaşayan 3000 aile; hukuk da bunların çıkarına göre, ekonomi de,
siyaset de, ordu da, polis de... Kendi aralarındaki it dalaşı bir yana, bunlar
hukuk üstü imtiyazlı bir zümredir!"

Netice-i kelâm: Devlet, hukuk demektir ve hukukun olmadığı yerde devlet
değil, çete vardır. Bu çerçevede, emir-komuta zinciri içinde hareket eden
DGM'lerin mânâsı da bellidir... Protesto ediş sebebimiz de!

İslâmî tarih ve hâl muhasebesinin gerektirdiği bütün ölçülendirmeleri yapmış
ve toplumdaki dinamik güç ölçüsünü zamanın mânâsı olarak İslâm inkılabı
diye görmüş biri sıfatıyla, 1999'un her türlü hırsız, uğursuz, namussuz,
İslâm düşmanı yobaz tip için hesap verme yılı olacağını ilgililere duyururum.


SALİH MİRZABEYOĞLU




* Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu'nun 1999 basın açıklaması..