28 şubat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 şubat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dehşet İçindeyim!



Salih Tuna


"Başım belada" diyordu Ahmet Kaya o güzelim şarkısında, "Adamın biri vurulmuş sokakta / Cebinde adresim bulunmuş..."



Ahmet Emin Yalman vurulduğunda da bir başkasının "başı belaya" sokulmak istenmişti.



Hayır, kimsenin cebinde adres falan bulunmamıştı. Ama "saldırganın" okuduğu kitaplar vardı.



Kitap yani "adres!"



Ve bu "adresten" hareketle "bir başkası" Malatya'da "azmettirici" suçlamasıyla mahkemeye çıkarılmıştı.



Sayın Başbakanımızın "Dersim" konuşmasında kaynak gösterdiği "Son Devrin Din Mazlumları" adlı eserin müellifinden başkası değildi bu.

Yani Alevi kardeşlerimize Dersim'de yapılan emsalsiz zulmü, emsalsiz şekilde kelimelere döken şair: Necip Fazıl Kısakürek.



Kendini şöyle savunmuştu Malatya'da: "İngiliz'in biri, kıskançlık krizi içinde karısını öldürse... Ve adamın cebinde Othello piyesinden bir sayfa bulsanız... Azmettirici diye Shakespeare'in iskeletini mezarından çıkarıp Londra köprüsünden mi sallandıracaksınız?"



Bu müthiş savunma, kitaplarını okuyan birileri "suça bulaştığı" için müebbet hapis cezasına çarptırılan Salih Mirzabeyoğlu'nu fena halde hatırlatıyor.



Telegram işkencesi altında 13 yıldan beri hapis yatan Mirzabeyoğlu hiçbir eylemin planlanmasında, teşebbüsünde veya eyleminde bulunmadı.



Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi İletişim Hukuku Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Nurullah Aydın "Karar Tashih Talebi"nde aynen böyle diyor.



Dahası, kitaplarda yazılanların örgüt dokümanı olarak kabul edilmesinin evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmayacağı düşüncesiyle, Mirzabeyoğlu'nun yeni ceza kanunu kapsamında tekrar yargılanmasını talep ediyor.



Anlaşılan o ki suça bulaşmış (veya bulaştığı iddia edilen) birileri bulunmuş, bu birileri örgüt kapsamında mütalaa edilmiş, ama örgüte lider bulunamamış.



"Örgüt dediğin lidersiz olur mu?" zihniyetiyle de "suça bulaştığı" saptananların okuduğu kitaplardan hareketle Mirzabeyoğlu suçlu ilan edilmiş.



Halbuki suçlu ilan edilmeden 20 yıl önce de yazıp çiziyordu.



Yazıp çizdiklerinde de o günden bu güne milim değişiklik yoktu.



İlk gençlik yıllarımızdan hatırladığımız Gölge dergisini ünlü karikatürist Yalçın Turgut'la çıkarıyordu.



O yıllardan aklımda kaldığı kadarıyla yüreği geniş vuran bir adamdı: "Sen Eritre'desin çocuk, sen Moro'da / Sen yıllarca zulüm edilensin / Türkistan'da Azerbaycan'da Kırım'da..." diyordu.



Mirzabeyoğlu tanınmış bir Kürt ailesine mensup, kimseye eyvallahı olmayan, Necip Fazıl'ın da iltifatına mazhar olacak şekilde birçok alanda (şiir, roman, günlük, düşünce) elliyi aşkın eser vermiş bir yazar.



"Brifingi aldı idamı verdi" şeklindeki Vakit gazetesinin dünkü manşetini okuyunca tüylerim diken diken oldu.



Habere göre Harbiye'de yapılan gizli bir toplantıda alınan kararlar kapsamında, hakim Metin Çetinbaş, Salih Mirzabeyoğlu'na idam cezası verdi.



Okuyalım: "Hakim Metin Çetinbaş daha sonra yaptığı açıklamada 'Verdiğim karar yüzde yüz doğrudur diyemiyorum. Biz o günkü şartlara göre karar verdik, hata yapmış olabiliriz...' diyerek, 'brifingde alınan kararlara' gönderme yapmıştı..."



Vay canına!



Bir hata yüzünden bir insan çoluk çocuğundan kopartılıp 13 yıl içeride yatırılabiliyor, 60'lı yaşlarını zindanda idrak etmek zorunda bırakılabiliyor ha!



Okumayı sürdürelim: "1. Ordu Komutanlığı'na ait Harbiye Orduevi tesislerinde tertiplenmiş çok gizli bir toplantıya katıldığını söyleyen avukat Doğan Yıldırım, darbenin sivil kadrolarına bu toplantıda brifing verildiğini belirtti. Yıldırım, toplantıda Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin 1. Ordu Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, Balyoz'un bir numarası eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, dönemin DGM Başsavcısı, mahkeme başkanları, Susurluk ve İBDA-C davasında hakimlik yapan Metin Çetinbaş, eski İstanbul Barosu Başkanı Kazım Kolcuoğlu, İstanbul Valisi Erol Çakır, Doğan medyasında görev yapan birçok gazetecinin bulunduğunu ifade etti..."



Gerçekten de dehşet verici.



Salih Mirzabeyoğlu tekrar yargılanırsa kim bilir daha ne gizli "toplantılar" çıkacak ortaya!

24'de Mirzabeyoğlu





"Kanal24"de 17 Eylül 2010 cuma günü yayınlanan "Kafadengi" isimli programda referandum, referandum sonrası tartışmalar, demokratikleşme ve ülkemizdeki anti demokratik uygulamalar konu edildi.

Programı, Sırrı Süreyya Önder, Selahattin Yusuf ve Tarık Tufan gerçekleştiriyorlar.

Devletin "hukuksuz uygulamaları" üzerine örnekler verilirken, "Hayata Dönüş Operasyonu" ile Salih Mirzabeyoğlu'na yapılan "muamele" gündeme getirildi.


Programın "sunucuları"ndan biri olan Sırrı Süreyya Önder, "devletde deve kini var" diyerek buna dair örnekler verdi.
S. Mirzabeyoğlu'nun "büyük dedesi"nden, Hacı Mirza Bey ve İzzet beyin yaşadıklarını aktardı.

Sırrı Önder, kürt şair Cigerxun'un "Şer şere çı jine çı mere" isimli eserinin "çıkış sebebi" üzerinde (Sırrı bey, programda "ölenler" diyerek Hacı Musa beyin de ismini zikretmiştir ama, programın "anlık" olmasından kaynaklanan bir hata yapmıştır, kendisinin de kesinlikle bildiğine emin olduğumz gibi o sahnede yer alan "kesik başlar", İzzet bey ve "uşağı"na aittir, Hacı Musa bey, Suriye'de (veya bir rivayetde Irak'ın kuzeyinde, Ağrı İsyanına katılmak için giderken öl(dürül)müştür.) Gülnaz hanımdan ve "devlet"in o kesik başları önüne atarak "feryad-ı figan" etmesini ve böylece "devletin büyüklüğünü" anlamasını istediklerini ama onun "Erkek, koç gibi bıçağa gelmek içindir" diyerek bütün bunları altüst ettiğini, Cigerxun'un da bunu "destanlaştırdığını" aktardıktan sonra, "devletde deve kini var" diyerek, Salih Mirzabeyoğlu'nun durumunu da bu "kin"le açıklamıştır.

S. Mirzabeyoğlu'nun nasil bir ALÇAKLIK VE ADALETSİZLİKLE idama mahkum edildiği üzerinde, sitemizde sayısız yazı bulabilirsiniz, "DEVLET BÜYÜKLERİNE" yazılmış, hem mahkemedeki rezillikler hem de 2000 senesinden beri süregelen TELEGRAM İŞKENCESİNDEN bahseden "açık mektubları" da okuyabilirsiniz.

Telegram hakkında yazılmış bütün kitaplarda, dünya çapında kayıtlara geçmiş olmasına rağmen "devletin" ve "hükümetin" ellerini kıpırdatmaması, bunun yanında "medya"/yandaş veya candaş medya'nın birkaç aykırı ses dışında ondan bahsetmemesi de tersinden sesimizin "çok çıktığına" delaletdir aslında.

Kanal24'ün "yapısı"nı gözönüne alırsak, "yeni yayın dönemi"nin ilk programında ve referandumun ertesinde bu konudan bahsedilmesi, eğer, S. Mirzabeyoğlu'nu takip ettiğini programda "Ben Kimim?" örneğiyle ortaya koyan Sırrı Önder'in "inisiyatifi" değilse eğer, "Ankara'da hakimler var!" denilecek günlerin yakın olduğuna dair bir ışığın tezahürleri ortaya çıktı diye düşünmek mümkün.

Bekleyip, göreceğiz ve sesimizi "DAHA ÇOK ÇIKARTACAĞIZ!"





http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/basyucelik/salih-mirzabeyoglu/109-basinda-salih-mirzabeyoglu/1129-24de-mirzabeyoglu