BBP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
BBP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

AYASOFYA CAMİİ'İNDE NAMAZ ŞART OLDU




Geçmiş hükümdarlardan biri bir bilgeye,

“- Devlet başkanları için en yakışan en övülen özellik hangisidir?”

diye sorunca şu cevabı alır:

-“Yavaş ve düşünerek hareket etmektir”

Bilge aynı zamanda bildiğini yaşayan olduğuna göre, bildiğini yaşayan-yaşatan..


Peki şimdi bu cevapdan, başkanlıklara ve hatta devleti yönetmeye talib fertlerin kendilerini gerçekleştirip veya gerçekleştiremediklerini, inandıkları davanın (her neye inanıyorlarsa) samimiyetini nereye kadar devam ettirebildiklerinde görebilir miyiz?

Parti ,dernek, teşkilat, şu, bu kuruluş üzerinden değil de bir mesele üzerinde gidecek olursak, mesela sıcağı sıcağına izlediğimiz Ramazan bayramında “AYASOFYA’DA KILINACAK OLAN NAMAZ” hadisesi malum. Lakin bir anda bayram arefesinde bitirildi.

İşin siyasi yanı bir tarafa, böyle bir organizasyonun talibi olan parti daha sonra bundan vazgeçtiğini ilan edince şu düşünceler ister istemez akla geliyor:

-12 Eylül referandum öncesi devlet kurumlarının müdahalesinden doğacak etkinin sandığa yansıması …

-Bu işi organize edenlerin dünya kamuoyundan alacakları tepkinin farkına varıp, yapı olarak etkileneceklerini düşünmeleri…


- “Ayasofya davası” gibi yüzyıla yakın süren mukaddes bir davanın birikim sorumluluğunu kaldırabilecek kararlılıkta ve inanışta olmadıklarını düşünmeleri.. vs.

Bu düşünceler böyle bir organizasyonu düzenlemeye çalışan partiyi sonradan etkilemiş olabilir veya olmayabilir..

Bizim temennimiz olmadığı kanaatinde yoğunlaşmakla birlikte, dikkatimizi çeken nokta da bu değil.

Dikkatimizi çeken nokta, BBP parti teşkilatı tarafından üyelerinin cep telefonlarına gönderilen sms mesajıdır ki, şöyle:

“- Provakasyon olma ihtimaline karşı EMNİYET YETKİLİLERİNİN RİCASI üzerine ve GENEL MERKEZİN İSTEĞİ doğrulltusunda Ayasofya'da kılınacak olan namaz iptal edilmiştir".

Ayasofya Camii içinde namaz kılınacağı , böyle bir talebin yoğun ilgi göreceği ve yaklaşık yüzyıllık bir tabu’nun yıkılacağından endişelenenler harekete geçtiler. .

Bu mesaj, başı ve sonu nereye dokunacağı düşünülmeden saçılmış bir söz.


Böyle, “yavaş ve düşünülmeden” serdedilen bu söz ilk başta bu işi organize edenleri bağlar:

Ayasofya mevcut kanunlara göre müze konumunda yasayla bağlanmışken ve sizin insanları böyle bir yasayı çiğnemeye davet etmeniz -af dileyerek söylüyorum- PROVAKATÖRLÜĞÜN HEM BAŞINI ÇEKMEK ve hem de organizasyonunu yapmak zannı altında tutuyor.

Bununla da kalmaz, geçmiş dönemde Ayasofya’da kıldığınız apar-topar namazın mahiyetini kendi kendinize iptal ederken, kitlenize “hatta savunduğunuz değerleri” tersine çıkarıcı, batının “pleseng” laflarını ağzınıza dolayarak “nutuk” atıyoruz zannedersiniz belki ama, aslında çok kısa bir sürede farkına herkesin varabileceği gibi, yönetiminizin değerlerini –kendiliğinden- yitirtmiş olduğunuzun ilanını yapmış oluyorsunuz.

İşin “öncesi” kendi kendini iptale götürmüşken “sonra”, organizasyonu iptal eden parti yetkililerinin ayrı bir fecaati dir:

“- Bayram günü erken saatlerde Ayasofya önünde doluşan küçük gruplar, işi organize edip daha sonra iptal eden parti yetkilileri tarafından Ayasofya önünden uzaklaştırılmak üzere Sultanahmet camiinde namaz kılmaya yönlendirildi. Bunu kabul etmeyen ve namazlarını Ayasofya’da kılmak isteyen ve bunun için buraya geldiklerini söyleyen Müslümanlar, Ayasofya önünde getirdikleri seccade ve örtüleri yola serip Bayram Namazını kıldı. Daha sonra, organizasyonu iptal etiklerini dile getiren BBP İstan bul İl başkanı ; “ basın açıklaması yapıldığını ve tekbir getirmeden, sessizce dağılması telkini yaptı”. Bunun üzerine, Müslümanlar içinden bazı ERENLER ise; “basın açıklamasının şu an burada ve bu meydan da yapılması gerektiğini, dağılmak isteyenin gidebileceğini ve bu davanın herkesin taşıyamayacağı kadar büyük bir dava olduğunu” vurguladılar. Organizasyonu iptal eden yetkililer ise bazı “erenleri provakatör”lükle suçladılar. Bunun üzerine "Erenler" kısa bir konuşmanın ardından tekbir ve selamlarla oradan ayrıldı..”

“Bilge” ile “bilgelik taslayan” arasındaki farkı bu müşahhas örnek herhalde net bir şekilde açıklar. Bir işe neye nisbetle başladığını bilemeyen fert/ler veya zümreler nasıl hitama erdireceklerini bilemedikleri gibi “yarım iş”in tamamlanmasının “şart” olduğunu, aksi takdirde “geleceğe köstebek tünelleri” bıraktıklarını da bilemezler.

Allahın izni, büyüklerin himmetiyle, olanların aksine, akış tersine döndü; 1999'da açık denizde kopan fırtınanın öncü dalgaları vurmaya devam ediyor. Beklenen rahmet selini ise Üstad’ın “Ayasofya hitabesi”nden okuyalım;

“- Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem!

Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk'ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya'nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.

Ayasofya açılacak... Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek...

Ayasofya açılacak!... Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve herşey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak...

Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin mühürlediği Ayasofya, onların aynı şekilde mühürlemeğe yeltenip de hiçbir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaştığı günü dehşetle kolladığı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi açılacak...

Ayasofya'yı, artık önüne geçilmez bu sel açacak...

Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın... Sel yakındır.

Fatih ve Onun Yeni Nesline Selam!

"Hiçbir yalan, ilelebet payidar kalamaz!"


“Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin mühürlediği Ayasofya“nın “tarih hükümlerini çerçeveleyici bir kitap” olduğunu, BAĞIMSIZLIK SEMBOLÜMÜZ olduğunu bildiklerini zannedenler, bunu kukumav kuşu gibi terennum edip duranlar, ağızlarından Necip Fazıl’ı düşürmeyenler, hayrlı bir iş yapacaklarken ve bu da onları belki “sürülmüş tarla” olmaktan çıkarıcı bir fonksiyonu başlatıcı olacakken, “Emniyetdeki abileri” ile “büyüklerinin tavsiyesi”ne uyarak, “Fatih ve onun yeni nesli” olacaklarına, İsrail’i “otorite” olarak tanıdığını tüm dünyanın önünde, bir teşbih yaparsak, kadınların “ped”lerini teşhir etmesine denk bir utanmazlıkla ilan eden Pensilvanya’lıya uymayı tercih ettiler.

Hayat bir tercihler demetidir zaten.

Ya asalak gibi yaşayacaksınız ya “provokatör” denilse de ONURLUCA ve VATAN UĞRUNA!

BBP’yi “parasal” olarak destekleyerek, basında kendi gazeteleri ile gündemde tutarak bugünlere –“sürülmüş tarla”- getiren zihniyet, (tafsilatını www.nizamialem.org’dan öğrenebilirsiniz) bugün hala “iftar masraflarını” vererek (ve belki de daha kimbilir neleri vererek) desteklediğ partiyi, –kimse darılmasın, yaşanmış H. Dink misali örneklere göre söylüyoruz- “paralı asker” gibi gördüğünü apaçık ortaya koyarken sormak lazım, “onurluca” yaşamak mümkün olabilir mi?

“Allah tarafından kalpleri mühürlenmiş” olanların anladıkları tek dil, “para”dır; “Ayasofya’da bayram namazı” da bu dil’in BBP’deki “işbirlikçilerini” ortaya koydu.

furkandergisi

"İnce" Düşünce!!!




-Yazıcıoğlu’nun Provakatör Ruhu-



SORHAN




Ayasofya’da bayram namazı üzerine gelişen hadiseleri gördükten ve söylenen sözleri okuduktan sonra, insanın "biraz da provokasyona gelin!" diyesi geliyor.

Çetelerle işbirliği yaparken bu kadar "ince" düşünmüyorlardı!

Gülen'le işbirliği yaparken bu kadar "ince" düşünmüyorlardı!

"Sürülmüş tarla" oldukları ortaya çıktığında bu kadar "ince" fiikirler ortaya atmamışlardı!

N'idüğü belirsiz tipler "eğitimci" diye doluştuğunda Partiye bu kadar "ince" düşünmüyorlardı!

"10 küsür senedir izinsiz ABD'de nasıl oturdu bu adam" ve "biz bu adamın peşinden nasıl gideriz!" diye "ince" fikirler sarfetmiyorlardı!

Başkanlarının cenazesi kaldırılırken, "bırakın acıları var, biraz gürültü koparabilirler, müsaade edilmeli" dendiğinde niye bu kadar "ince" düşünüldüğüne dair "ince" fikirler ortaya atmadılar!

Başkanlarının ölümü üzerine "birilerinin" niye devamlı "komplo teorisi" kurdukları, niye devamlı suçu Ergenekon ve benzeri yerlere attıkları hakkında (cinayet mahalline ilk gelen ve geldiği gibi de "katil şudur, olmazsa budur, o da olmazsa muhakkak şudur diye vaveyla koparanın “en büyük şübheli” olması tabiî iken) "ince" fikirler ortaya koymadılar!

Ama mevzu Ayasofya olunca, İbda işin içine girince "ince" düşündüler!

İnceldiği yerden kopsun o hâlde!



BBP'nin kuruluş sürecinde dahli olan, o kuruluş sürecinde -onların- “ayrıldıkları” yerden nice tehditler almış, şimdi BBP içinde olanlar tarafından da -bu tehditlere binaen- "korumalar ordusu" etrafına konulmuş biri olarak diyorum ki, sizler "Vakıf"ın paralarını nereye ve nerelere harcanacağı ile makam ve mevkiye kimlerin geleceği üzerinde kafa yorarken, ölüm tehlikesi altında Muhsin Yazıcıoğlu ile beraber, BBP kitlesine -onun tabiriyle- "DAVAMIZ OLAN İBDAYI ANLATMAYA" çalışıyorduk.

BBP'nin "kuruluş davası" İbda'dır!

Bunu bütün ALÇAKLAR, ŞEREFSİZLER, “OTORİTE-SEVERLER” iyicene bellesin!

Orada “DAMGAMIZ” vardır!

Silinmez! Silemeyeceğiniz de bayram sabahı ortaya çıktı!

Şimdi çıkmışlar, “provakatör” diyorlar!



Bunu diyen, ALÇAĞIN, ŞEREFSİZİN ÖNDE GİDENİDİR!

O hâlde en önce, 28 Şubat’da, BBP yönetiminin nasıl olup da Müslüm Gündüz hakkında “bir hafta sonra bak nasıl manşet olacaklar!” diyerek , (tam da bir hafta sonra ve BBP’ye yakın bir gazetecinin evinde!) kurulan hain komplodan haberi olduklarını açıklamaları lâzımdır!

“Provokatör”müş!

Yasin Hayal denilen MANYAĞI besleyenler, yetiştirenler, “el verenler”, yol verenler kim o hâlde?

Sedat Peker konuşşun o halde Azerbaycan “işleri” için!

“Kara para” için!



“Sincan” için…



“Finans kurumu” için yapılanlar hakkında!

BBP’nin hangi genel başkan -eski- yardımcısı, şimdi nerede, kimin avukatı?

Ona buna “provakatör” diyeceğinize önce kendinize, “SÜRÜLMÜŞ TARLANIZA” bakın; hatta “yakındır” size, gidin şimdi geçmişindeki bütün pislikleri birbir ortaya konulan Hanefi Avcı ile iki laf edin de size “SÜRENLERİ” de anlatsın!

Hanefi Avcı meselesi de bu “provakatör’cüler”e çok şey anlatmalı!

Niye konuştu Avcı?

“Hakkımda tahkikat yapıldığını, kimsenin bilmediği, üzerime de ait olmayan telefonlarımın dinlendiğini anlayınca….”

Sebeb bu…



Sizin “tarla”yı “sürenler”, emin olun ki, sizin hakkınızda da nice belge-görsel malzeme toplamışlardır ve gün geldiğinde, sizin “kullanma süreniz” dolduğunda bunları teker teker -yalan/yanlış olduğuna bakmadan- ortaya çıkarıp sizleri bir sümük mendili gibi fırlatıp atacak ve üzerine de bir sürü “komplo teorisi” kurup rezil edeceklerdir!

Avcı’nın hâli de budur!

Hatta…



MUHSİN YAZICIOĞLU’NUN ÖLÜMÜ BİLE!

Değil miydi, “yerel seçimler sonrasında AKP ile birleşme” gündemdeydi; değil miydi bunu Başbakan ile konuşmuştu; Başbakan ile Gülen’in arasının da ÖLÜMÜNE AÇIK OLDUĞU belli değil mi?

O hâlde?



Paralar vererek, “ihaleler aldırarak” hayatiyetini sürdürdüğü BBP’nin, CAN DÜŞMANININ eline geçme tehlikesi üzerine, buna “çanak tutan” Yazcıoğlu’nu bir “efsane”, bir “kahraman”, bir “demokrasi şehidi” hâline sokacak TEZGAHI NİYE KURMASINLAR?

“Tarla”da o kadar “sürücü” varken bunu tezgahlamak zor mu?



Üstelik cenaze törenin provokasyona açık kılıcı, “bağırmaları çağımaları haklıdır, acıları tazedir” denmesi bu “tezgahın” kör gözler hariç gören gözlere aşikâr olması değil mi?

Unutmayın bize “provakatör” diyen utanmaz şerefsizler, sizin ilk “provakatörünüz”, “DAVAMIZ İBDA’DIR” diyen Yazıcıoğlu’dur!

Bu “PROVAKATÖR RUHU” ile hareket eden, Ayasofya’nın BAĞIMSIZLIK SEMBOLÜ olduğunu, bayram namazını Büyük Doğu Ocakları ve Furkan Dergisi sempatizanları ile orada kılarak gösteren YİĞİT ALPEREN “PROVAKATÖRLERE” selâm olsun!

Balık baştan kokarmış ve “tuz” da kokmazmış; bütün bu Gülenistleri, BBP’nin Kuruluş Ruhuna aykırı hareket edenleri o hâlde TUZ RUHU ile temizlemek de, Muhsin Yazıcıoğlu’nu gerçekten seven onun “PROVAKATÖR RUHUNA SAHİB OLAN ALPERENLERİN” ilk vazifesi olmalı!


sorhan@furkandergisi.com


...

"Sürülmüş Tarla"daki Manyak ve Sapıkları Temizlemek


SİNAMİ ORHAN

Gelişecek ve büyüyecek bir hadise seneler öncesine götürdü bizi…
BBP Genel Başkan Adayı ve MKYK üyesi Yavuz Ağıralioğlu, BBP’nin olağanüstü kurultayı toplaması için gerekli olan rakamın üzerinde bir sayıyı, 242, sağladıktan sonra imzaları partiye vermek için gittiğinde içeri giremiyor üstelik hafifden bir kavga gürültü cereyan ediyor vs. tafsilatı gazete köşelerinde mevcut, oradan takib edilebilir.

Bunun üzerine kendilerine “şehid Başkanın son divanı” diyenler hemen karşı propagandaya başlayıp, imzaların sahte olduğunu öne sürüyorlar; bundan sonrasını kurultaycıların yazısından takib edersek eğer olaylar şöyle cereyan ediyor:
“-Ve ertesi gün rezaletin son perdesi yaşandı. Yönetime geldikleri günden bu yana AKP’nin her politikasını destekleyen ve yakalarında ki hilal-gül rozeti olmasa AKP Ankara İl Başkanlığı zannedilecek genel merkez yönetimi, kendilerinden son derece memnun cemaatin yayın organı ZAMAN gazetesine dudakları uçuklatan bir açıklama yaptılar. Habere göre Yavuz Ağıralioğlu ve beraberindekilerle birlikte 242 imzanın sahibi, partinin referandumda evet tavrına nisbetle oluşturulmuş, partiyi karıştırmak isteyen, ergenekoncu oldukları için partiden kovulan ve on yıldır uğramayan tiplerdi(!) Ve bunların içinde Yavuz Ağıralioğlu'ndan başka hiçbir partili yoktu, üstelik Ağıralioğlu ibda-c ciydi...”

Yavuz Ağıralioğlu’nu geçmişinden ötürü laf kondurmayan ama “imzacıları” karalayarak bir “köylü kurnazlığı” ile Ağıralioğlu’nu “oyuncak-kukla” durumuna sokan bu haberde dikkatimizi çeken, “kukla”lığının delili olarak “İbda-c’li” olmasını öne sürmeleri.
Gülen ve adamlarınca, ki gerçekten de her türlü çığırtkanlık ve cırtlaklık yaparak “psikolojik harp” uygulamalarını tatbikde gündengüne “uzmanlaşıyorlar”, bunu bir kenara bırakırsak, “İbda-c”yi daha dün “saman altından su yürüttükleri tv”lerinde “balyoz’da tutuklanacak kanaat önderleri” diyerek isim isim saydıklarının arasına, dergimizin genel yayın yönetmeni Saadeddin Ustaosmanoğlu’nu “İsmailağa; İbda-c” diye gösterir ve “balyoz’a destek” bekler bir şekilde “mülayimce” sunarlarken, Y. Ağıralioğlu’nun durumunda da “cabbar” bir şekilde sunuyorlar… Ergenekoncuların “tutuklanacaklar listesi”nde bulunan biri ve bağlı olduğu fikir nasıl “Ergenekon yanlısı” olur, bu açık tenakuzu nasıl cevaplar, umurumuzda da değil.
Neymiş, “üstelik Ağıralioğlu İbda-c ciydi...”

O öyle midir değil midir, elimizde “İbda-c listesi” bulunmadığından ve öğrenmeleri gerekir, BULUNAMAYACAĞINDAN ötürü, “evet-hayır” demek gibi bir durumumuz yok; fakat başta söylediğimiz üzere, bu gelişecek ve büyüyecek hadise bizi seneler öncesine götürdü.
Sene ‘92’nin başları. Amiral Tafdil’deki İbda Yayınlarından gelen bir telefonla “Ak-Doğuş Dergisi İdarecileri” olarak orta katdaki odada bir toplantıya çağrıldık. “Gabi” oradaydı ve konuk da, “acil olarak çağıran” da, içeriden yeni çıkmış MUHSİN YAZICIOĞLU…

Merhum Muhsin Bey kendinin bir “durum değerlendirmesi”ni yaptıkdan sonra, “albay”ın ve partisinin durumuna getirdi sözü, “Ak-Doğuş”da yaptığımız yayınların “ayrılmayı öne getirdiği ve acil haline soktuğunu” anlatıp DAVAMIZ DEDİĞİ İBDA’NIN TABANA ANLATILMASINDA YARDIMCI OLMAMIZI istedi.

“- Beni Anadolu’dan birçok yerde çağırıyorlar, her yere gidemiyorum, herkesi de gönderemiyorum, yerleri ben ayarlayacağım, sizler de gidip orada davamızı, İbda’yı anlatacaksınız, artık başka yol kalmadı!“

Nitekim bunun akabinde İbdacılar tarafından partinin binası Ankara’da tutuldu, parti tüzüğü kaleme alındı ve kuruldu.
Şimdi Y. Ağıralioğlu’na “İbda-C ci” diye fiske vurduklarını sananlara açıkça söyleyelim ki, BBP’nin KURULUŞ SÜRECİNDEN, KURULUŞUNA KADAR dahlimiz mevcuttur ve bir “İbda- C ci” aranacaksa eğer, merhum Yazıcıoğlu bunun başında gelirdi!

Gelirdi diyoruz çünki, sonra “saman altından su yürütenler” devreye girdi ve üstelik Ağıralioğlu’nun ekibini suçladıkları “Ergenekoncular”la işbirliği içinde!

O günleri hatırlayanlar bilirler, A. Çatlı da “legale” çıkmak için Yargıtay ile görüşüyor, birtakım “valizler” karşılığı üzerinde bulunan “kirlilikten” kurtulmaya çalışıyordu. Yeni partinin kuruluş süreci de başlamıştı.
İşte bu anda iki noktadan “tarlayı sürmek isteyenler” devreye girmeye başlamışlardı.

Birincisi, Susurluk’un babası, “1000 operasyon’cu” Mehmet Ağar; hem Çatlı hem de Yazcıoğlu ile görüşüyor ve zaten kafasında verdiği karar gereği Çatlı’nın partinin başına geçmesini “ertelemeye” veya “oyalamaya” çalışırken Yazıcıoğlu’na da, elbette o an bunlardan habersiz, “şartlar sürerek” teslim almaya çalışıyor. Şartlardan birincisi ve en önemlisi de “İbdacıların teşkilâtlardan temizlenmesi”…

Saman altından su yürütmeye çalışan “yeni gladyo”cular da, Hüseyin Gülerce ile birlikte Yazıcıoğlu ile görüşüyor, “yeni bir partisiniz, reklama, sesinizi duyuracak bir yere ihtiyacınız var, sizin gazete küçük, Zaman ise büyük gazete, içinizden “İbda-c cileri” atınız, sayfaları size açalım!” teklifini götürüyorlardı.

O dağda ölmeden çok önce “ölüm kararı”nı imzalayan Yazıcıoğlu, “küçük olsun benim olsun” mantığını kabul etti ve bir basın toplantısı ile İbda işaretini yaparak “bu işareti yapanlarla hiçbir alakamız yoktur!” açıklamasını yaptı. Böylece Yazıcıoğlu, “bizim tarlayı çok önceden sürmüşler” dediklerinin “yoluna” girdi ve partide, gençlik teşkilatında büyük bir tasfiyeye başladı. Yayın organlarımızı teşkilata sokulmasını yasakladı.

Buradan bakarsanız, o günden bugüne, memleketimizdeki birçok “misyoner cinayeti”nde, saldırısında “izleri” bulunan BBP’lilerin, Mehmet Ağar ve Gülen örgütü ile akrabalıklarına bakmak gerekir; birilerini lekelemek için kullandıkları “İbda-c ci” lafı havada kalmaktadır, teşkilâtın “emirkomuta düzeni” tamamen onların elindeydi çünki.
İbda’ya yönelik saldırılar, “Muhalif” isimli haftalık dergide, 1999 sürecinden sonra, İbda’ya yönelik o katliam öncelikli saldırıların hemen akabinde, “derin” kitablar yazmakla ünlenmiş Hakkı Öznur öznesi ile ki partinin genel başkan yardımcısıdır, devam etti.
Metris’den Sancar’ın şehidlik kanları ile süslenerek çıkartılıp Eskişehir Özel Tip’e konulduğumuzda, “komşumuz” olan “İdi Amin”in bize gönderdiği “Muhalif”i okurken Öznur öznesinin “28 Şubat ve Müslümanlar” değerlendirmesini gördük.

Suratında zerre kadar zeka belirtisi olmayan Öznur öznesi, 28 Şubat’ın “ezmesi” ile birlikte önüne geleni “provokatör” ve “karanlık mihrak” olarak niteleyip o günlerin modası olan “öz eleştiri yapmalıyız” laflarını geveleyerek İbda için “karanlık mihrakların oyuncağı…” gibi boyundan büyük ve saman altından su yürütmeye çalışan yeni gladyonun “kanalında” küfrünü kusuyordu.

“Muhalif”in yazı işleri ile “editörü”ne bire cevabi yazı yazdım, “söz hakkı” dedim ama oralı olunmadı ve Yazıcıoğlu’nu bile “karanlık mihrak” diye niteleyebilecek olan yazının “genel tutum” olduğunu anlamış olduk böylece.

90’lara gelen süreçde “Bizim Ocak”ın da çıkmasına vesile olan, onun “sert” tarafını temsil eden “Mesele” dergisinin Ak-Doğuş’la olan teşrik-i mesaisini, başta Bursa cezaevi olmak üzere, “ülkücülerin” bulunduğu cezaevlerinden dergimize gelen mektubları ve o mektubların “isim sahiblerini” yazmaya gerek yok; şunu demek istiyoruz yani, bize “karanlık mihrak” diyen ALÇAK ÖZNE, aslında “nevzuhur” bir tipdir ve “ülkücülük” ile kesinlikle bir alâkası olmayan, belki “yeni Mümtaz’er” olabilecek tıynetde, Gülen’in yamacından ayrılamayacak ve “yeni gladio”da “eğitimcilik” yapabilecek bir “unsur”dur sadece!

Şimdi bu “unsur”lar, o meşhur “temizlik” esnasında karşı duruş almış bulunan Yavuz Ağıralioğlu’nu da “İbda-c ci” olarak niteleyerek, Yazcıoğlunun “gençlik teşkilâtı”nı kurmakla görevlendirdiği birine “leke” attıklarını zannederlerken, tüm bir BBP tarihini yerlebir ediyorlar ve gerçek yüzlerini apaçık bir şekilde ortaya seriyorlar.
Ağıralioğlu’nun İbda ile bir alakasının olup olmaması bir yana, “tarlanız sürülürken” ne haltlar karıştırıyordunuz, ilk önce bunun hesabını verin!
“Provokatör” diye nitelediğiniz “İbda-c ciler”in mahkeme süreçlerine bir bakın, delilsiz, mesnedsiz, şimdi “Ergenekon masası” olan “İbda masası”nın “hizmet eri” polislerinin hazırladığı fezlekeler ve “Ergenekoncu” oldukları apaçık ortaya çıkmış bulunan hakimlerin “kanaatleri” ile cezalandırılmışlardır, bir de “Yazcıoğlu’nun son divan heyeti” zamanında içeriye giren “BBP”lilere bakın!

“Tarla sürülmüş” demişti Yazıcıoğlu, hemen akla getirmek lâzım, bizimle konuşması esnasında, “KİMSEYE GÜVENMİYORUM, HERYERE GÖNDEREMİYORUM” sözünü hatırlayın, “eğitimcileriniz” ne biçim bir eğitim verdiyse –kimileri- “kaatiller sürüsü” haline getirilmiş bir “gençlik teşkilâtı” ortaya çıkmış, ne yapıyordunuz o zaman ve bu haliniz ortadayken kim KARANLIK MİHRAKLARIN TEMSİLCİSİ oluyor, buna cevab veriniz?
Yavuz Ağıralioğlu’nu şahsen tanımam, fakat, BBP için, olağanüstü kurultay istemesinde yerden göğe kadar hakkı vardır.

“Sürülmüş tarlada” biten MANYAK VE SAPIK TİPLERİ partiden, teşkilâtlardan atmamaya niyetli ve kurulu düzenlerin bozmamaya çalışan “son divan heyeti”ne karşı açtığı isyan bayrağı, hayırlı olacakdır kanaatindeyiz.

Birisini-bir faaliyeti desteklemek için illa ki “bizden olmalı” diye bir yobazlığımız olmadığını, “Yazıcıoğlunun son divan heyeti” titrlerinden ve “haber elemanı” ve “ajan provaktör”lerle dolu “teşkilâtlarından”, yani “sürülmüş tarlalarından” başka birşeyleri bulunmayanlara duyurulur!


http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/furkan-yazarlari/sinami-orhan/1106-qsurulmus-tarlaqdaki-manyak-ve-sapiklari-temizlemek