furkan dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
furkan dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Vicdan Sahipleri Konuşuyor: Salih Mirzabeyoğlu'na Özgürlük

"MİRZABEYOĞLU DAVASI" FURKAN DERGİSİ özel Sayısı





FURKAN DERGİSİ

MİRZABEYOĞLU DAVASI

ÖZEL SAYISI

İNTERNETTE


Sevgili Furkan okurları, yeni bir sayı ve yeni bir heyecanlarla yola devam ediyoruz…

Heyecanımız şu hikmete mebnî olsun istiyoruz: İnsan ilâhî rızaya mâtufen söz söyleyebilirse ne âlâ. Bunun dışında her söz, söyleyiş değil tökezleyiştir. Zira; hikmetten mahrum yavan söz mesabesindedir.

Hâdiseler âhir zaman hikmetince hızla ilerliyor. Hedef çok uzak olmasa gerek. Mesele, bu idrâkin yaygınlaşmasında. Gerisi, kolay addedilecek kâbilden…

Baran Dergisi’nin 191. sayısında Prof. Dr. Hasan Fehmi Üçışık bu kâbilden olmak üzere hatırlatmış:

«- Necib Fazıl hayattayken kendisini gördüm. Çok dolu, zaten çok şeyi kendisi anlatmış. 1960’dan sonra Fransız İhtilâli’ni anlatıyordu. “Burada nasıl olacak?” diye sorduğumda sanırım Osman Yüksel Serdengeçti; “yarım ihtilâl yeter” cevabını verdi.

- Yâni?

- Bir söz var, “Tokmağı çevirsek kapı açılır.”»

Evet…

Hâdiselerin bu hızlı seyrinde, tokmağa uzanan EL’in varlığı hissedilebiliyor. Bu el âdeta bir hayalet gibi dolaşıyor dünyanın dört bir yanında. Bu sebebtendir ki, kalblerine korku girenler her işlerinde beceriksizliklerini ifşâ eder oldular.

Zâhiri sebebler dünyasında hükümferma olan Determinist (sebeb-sonuç) düşüncenin, icatçısı Newton Fizik’i ile birlikte tedavülden kalktığına şahid oluyor insanlık.

Gelenin ne olduğuna dair alâmetler de hızla sökün etmeye başladı… Şu satırlara dikkat:

“Nasreddin Hoca’nın “hem-hem de” terkibinin uluslar arası konferanslarda saçaklı düşünceyi anlatmak için kullandığı düşünülünce, Kuantum fizikçilerinin tasavvuf ehliyle kolkola girmeleri artık imkânsızmış gibi gelmiyor.

Düşünce dünyasında işler gerçekten değişti. Belki bu defa, klâsik Batı düşüncesinin siyah-beyaz kurallara boğulmuş dünyasında zorlandığımız gibi zorlanmaz, Nasreddin Hoca’nın genlerinden bil-istifade, biraz mürekkeb yalamış, vasat bir Batılı aydının ilkokuldan itibarn aşina olduğu, çatalü kaşık der gibi rahatlıkla dillendirdiği bu kavramları sular seller gibi içselleştiririz.”

Alev Alatlı “Batı’ya Yön Veren Metinler” isimli dört cildlik yeni piyasaya çıkmış kitabının dördüncü cildinin 1784. sayfasında böyle diyor.

Bu eseri tavsiye ederiz. Batı düşüncesine yön veren fikir adamları nezdinde, Batılı insanın kafa yapısının şekillenmesine dair ilginç bilgiler mevcud. Bugüne kadar tercüme edilmemiş metinlerin de içinde bulunduğu bu eser, bizim bir başka sebeble de tatlı tebessümümüze sebeb oldu; İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun dört cildlik “Büyük Muztaribler” isimli eserini hatırladık… Yâni, Alev Alatlı takibte… Güzel!

Hülâsa, sıra, sular seller gibi içselleştirilmesi gereken FİKİR’dedir: “DOĞSUN BÜYÜK DOĞU BENDEN DOĞARAK.”

Sevgili Furkan okurları, bu hengâmede, yapılması gerekenlere hız verilmeli. Bulunduğunuz yer her neresi ise, oranın münbit hâle getirilmesi azmi içinde, insanımızı kafalarından ve gönüllerinden yakalamanın şartlarına mâlik olmaya çalışılmalı. Zira, zaman hem kısa, hem hızlı.

…

Sevgili Furkan okurları, mâlum olduğu üzere Türkiye’de “Adalet”, ilgili bakanlığın tabelasındaki altı harfin bir araya gelmesinden başka bir mânâ ifade etmiyor!.. Bir mânâ ifade etmediğini, 10 yıl önceki “Mirzabeyoğlu Davası”nda gördük. Bu sayımızda, Salih Mirzabeyoğlu’na İstanbul 6 no’lu DGM’nin, hiçbir delil olmadan münasib(!) gördüğü örgüt liderliğini ve yine münasib(!) gördüğü İDAM kararını tüm yönleriyle incelemeye çalıştık. Yaklaşık 70 sayfalık dosyamızda davanın iddianamesini, İbda Mimarı’nın savunmasını ve mahkemenin gerekçeli kararını okuyabilirsiniz. Ayrıca, “Mirzabeyoğlu Davası”nda yaşananlara avukat olarak şahid olan Güven Yılmaz’la yaptığımız röportajı okuduğunuzda sizler de o günleri yaşamış olacaksınız. Yine Salih Mirzabeyoğlu’nun avukatlarından Ali Rıza Yaman da, hukukçu gözüyle “Mirzabeyoğlu Davası”nı en ince teferruatıyla inceliyor. Mütefekkir Mirzabeyoğlu’na İDAM vermesi için mahkeme başkanlığına getirilen dünün hâkimi, bugünün ise Ergenekoncuların avukatı Metin Çetinbaş’ın kimliğini Dr. Latif Denizci’nin makalesinde bulabilirsiniz.

Makale, şiir ve çizimlerle dopdolu bir Furkan’ı, gelecek sayıda buluşmak duasıyla sizlere takdim ediyoruz.

O’na emanet olunuz.

http://www.furkandergisi.com/


FURKAN DERGİSİ 39. SAYI TAM METİN OLARAK:

http://issuu.com/furkandan/docs/furkandergisi39

Sadettin Ustaosmanoğlu'nun Katıldığı TEKE TEK Programı (İZLE)


Sadettin Ustaosmanoğlu'nun katıldığı TEKE TEK Programını bu linkten izleyebilirsiniz;

http://www.tvarsivi.com/player.php?y=7&z=2011-01-11%2021:13:28

"Sürülmüş Tarla"daki Manyak ve Sapıkları Temizlemek


SİNAMİ ORHAN

Gelişecek ve büyüyecek bir hadise seneler öncesine götürdü bizi…
BBP Genel Başkan Adayı ve MKYK üyesi Yavuz Ağıralioğlu, BBP’nin olağanüstü kurultayı toplaması için gerekli olan rakamın üzerinde bir sayıyı, 242, sağladıktan sonra imzaları partiye vermek için gittiğinde içeri giremiyor üstelik hafifden bir kavga gürültü cereyan ediyor vs. tafsilatı gazete köşelerinde mevcut, oradan takib edilebilir.

Bunun üzerine kendilerine “şehid Başkanın son divanı” diyenler hemen karşı propagandaya başlayıp, imzaların sahte olduğunu öne sürüyorlar; bundan sonrasını kurultaycıların yazısından takib edersek eğer olaylar şöyle cereyan ediyor:
“-Ve ertesi gün rezaletin son perdesi yaşandı. Yönetime geldikleri günden bu yana AKP’nin her politikasını destekleyen ve yakalarında ki hilal-gül rozeti olmasa AKP Ankara İl Başkanlığı zannedilecek genel merkez yönetimi, kendilerinden son derece memnun cemaatin yayın organı ZAMAN gazetesine dudakları uçuklatan bir açıklama yaptılar. Habere göre Yavuz Ağıralioğlu ve beraberindekilerle birlikte 242 imzanın sahibi, partinin referandumda evet tavrına nisbetle oluşturulmuş, partiyi karıştırmak isteyen, ergenekoncu oldukları için partiden kovulan ve on yıldır uğramayan tiplerdi(!) Ve bunların içinde Yavuz Ağıralioğlu'ndan başka hiçbir partili yoktu, üstelik Ağıralioğlu ibda-c ciydi...”

Yavuz Ağıralioğlu’nu geçmişinden ötürü laf kondurmayan ama “imzacıları” karalayarak bir “köylü kurnazlığı” ile Ağıralioğlu’nu “oyuncak-kukla” durumuna sokan bu haberde dikkatimizi çeken, “kukla”lığının delili olarak “İbda-c’li” olmasını öne sürmeleri.
Gülen ve adamlarınca, ki gerçekten de her türlü çığırtkanlık ve cırtlaklık yaparak “psikolojik harp” uygulamalarını tatbikde gündengüne “uzmanlaşıyorlar”, bunu bir kenara bırakırsak, “İbda-c”yi daha dün “saman altından su yürüttükleri tv”lerinde “balyoz’da tutuklanacak kanaat önderleri” diyerek isim isim saydıklarının arasına, dergimizin genel yayın yönetmeni Saadeddin Ustaosmanoğlu’nu “İsmailağa; İbda-c” diye gösterir ve “balyoz’a destek” bekler bir şekilde “mülayimce” sunarlarken, Y. Ağıralioğlu’nun durumunda da “cabbar” bir şekilde sunuyorlar… Ergenekoncuların “tutuklanacaklar listesi”nde bulunan biri ve bağlı olduğu fikir nasıl “Ergenekon yanlısı” olur, bu açık tenakuzu nasıl cevaplar, umurumuzda da değil.
Neymiş, “üstelik Ağıralioğlu İbda-c ciydi...”

O öyle midir değil midir, elimizde “İbda-c listesi” bulunmadığından ve öğrenmeleri gerekir, BULUNAMAYACAĞINDAN ötürü, “evet-hayır” demek gibi bir durumumuz yok; fakat başta söylediğimiz üzere, bu gelişecek ve büyüyecek hadise bizi seneler öncesine götürdü.
Sene ‘92’nin başları. Amiral Tafdil’deki İbda Yayınlarından gelen bir telefonla “Ak-Doğuş Dergisi İdarecileri” olarak orta katdaki odada bir toplantıya çağrıldık. “Gabi” oradaydı ve konuk da, “acil olarak çağıran” da, içeriden yeni çıkmış MUHSİN YAZICIOĞLU…

Merhum Muhsin Bey kendinin bir “durum değerlendirmesi”ni yaptıkdan sonra, “albay”ın ve partisinin durumuna getirdi sözü, “Ak-Doğuş”da yaptığımız yayınların “ayrılmayı öne getirdiği ve acil haline soktuğunu” anlatıp DAVAMIZ DEDİĞİ İBDA’NIN TABANA ANLATILMASINDA YARDIMCI OLMAMIZI istedi.

“- Beni Anadolu’dan birçok yerde çağırıyorlar, her yere gidemiyorum, herkesi de gönderemiyorum, yerleri ben ayarlayacağım, sizler de gidip orada davamızı, İbda’yı anlatacaksınız, artık başka yol kalmadı!“

Nitekim bunun akabinde İbdacılar tarafından partinin binası Ankara’da tutuldu, parti tüzüğü kaleme alındı ve kuruldu.
Şimdi Y. Ağıralioğlu’na “İbda-C ci” diye fiske vurduklarını sananlara açıkça söyleyelim ki, BBP’nin KURULUŞ SÜRECİNDEN, KURULUŞUNA KADAR dahlimiz mevcuttur ve bir “İbda- C ci” aranacaksa eğer, merhum Yazıcıoğlu bunun başında gelirdi!

Gelirdi diyoruz çünki, sonra “saman altından su yürütenler” devreye girdi ve üstelik Ağıralioğlu’nun ekibini suçladıkları “Ergenekoncular”la işbirliği içinde!

O günleri hatırlayanlar bilirler, A. Çatlı da “legale” çıkmak için Yargıtay ile görüşüyor, birtakım “valizler” karşılığı üzerinde bulunan “kirlilikten” kurtulmaya çalışıyordu. Yeni partinin kuruluş süreci de başlamıştı.
İşte bu anda iki noktadan “tarlayı sürmek isteyenler” devreye girmeye başlamışlardı.

Birincisi, Susurluk’un babası, “1000 operasyon’cu” Mehmet Ağar; hem Çatlı hem de Yazcıoğlu ile görüşüyor ve zaten kafasında verdiği karar gereği Çatlı’nın partinin başına geçmesini “ertelemeye” veya “oyalamaya” çalışırken Yazıcıoğlu’na da, elbette o an bunlardan habersiz, “şartlar sürerek” teslim almaya çalışıyor. Şartlardan birincisi ve en önemlisi de “İbdacıların teşkilâtlardan temizlenmesi”…

Saman altından su yürütmeye çalışan “yeni gladyo”cular da, Hüseyin Gülerce ile birlikte Yazıcıoğlu ile görüşüyor, “yeni bir partisiniz, reklama, sesinizi duyuracak bir yere ihtiyacınız var, sizin gazete küçük, Zaman ise büyük gazete, içinizden “İbda-c cileri” atınız, sayfaları size açalım!” teklifini götürüyorlardı.

O dağda ölmeden çok önce “ölüm kararı”nı imzalayan Yazıcıoğlu, “küçük olsun benim olsun” mantığını kabul etti ve bir basın toplantısı ile İbda işaretini yaparak “bu işareti yapanlarla hiçbir alakamız yoktur!” açıklamasını yaptı. Böylece Yazıcıoğlu, “bizim tarlayı çok önceden sürmüşler” dediklerinin “yoluna” girdi ve partide, gençlik teşkilatında büyük bir tasfiyeye başladı. Yayın organlarımızı teşkilata sokulmasını yasakladı.

Buradan bakarsanız, o günden bugüne, memleketimizdeki birçok “misyoner cinayeti”nde, saldırısında “izleri” bulunan BBP’lilerin, Mehmet Ağar ve Gülen örgütü ile akrabalıklarına bakmak gerekir; birilerini lekelemek için kullandıkları “İbda-c ci” lafı havada kalmaktadır, teşkilâtın “emirkomuta düzeni” tamamen onların elindeydi çünki.
İbda’ya yönelik saldırılar, “Muhalif” isimli haftalık dergide, 1999 sürecinden sonra, İbda’ya yönelik o katliam öncelikli saldırıların hemen akabinde, “derin” kitablar yazmakla ünlenmiş Hakkı Öznur öznesi ile ki partinin genel başkan yardımcısıdır, devam etti.
Metris’den Sancar’ın şehidlik kanları ile süslenerek çıkartılıp Eskişehir Özel Tip’e konulduğumuzda, “komşumuz” olan “İdi Amin”in bize gönderdiği “Muhalif”i okurken Öznur öznesinin “28 Şubat ve Müslümanlar” değerlendirmesini gördük.

Suratında zerre kadar zeka belirtisi olmayan Öznur öznesi, 28 Şubat’ın “ezmesi” ile birlikte önüne geleni “provokatör” ve “karanlık mihrak” olarak niteleyip o günlerin modası olan “öz eleştiri yapmalıyız” laflarını geveleyerek İbda için “karanlık mihrakların oyuncağı…” gibi boyundan büyük ve saman altından su yürütmeye çalışan yeni gladyonun “kanalında” küfrünü kusuyordu.

“Muhalif”in yazı işleri ile “editörü”ne bire cevabi yazı yazdım, “söz hakkı” dedim ama oralı olunmadı ve Yazıcıoğlu’nu bile “karanlık mihrak” diye niteleyebilecek olan yazının “genel tutum” olduğunu anlamış olduk böylece.

90’lara gelen süreçde “Bizim Ocak”ın da çıkmasına vesile olan, onun “sert” tarafını temsil eden “Mesele” dergisinin Ak-Doğuş’la olan teşrik-i mesaisini, başta Bursa cezaevi olmak üzere, “ülkücülerin” bulunduğu cezaevlerinden dergimize gelen mektubları ve o mektubların “isim sahiblerini” yazmaya gerek yok; şunu demek istiyoruz yani, bize “karanlık mihrak” diyen ALÇAK ÖZNE, aslında “nevzuhur” bir tipdir ve “ülkücülük” ile kesinlikle bir alâkası olmayan, belki “yeni Mümtaz’er” olabilecek tıynetde, Gülen’in yamacından ayrılamayacak ve “yeni gladio”da “eğitimcilik” yapabilecek bir “unsur”dur sadece!

Şimdi bu “unsur”lar, o meşhur “temizlik” esnasında karşı duruş almış bulunan Yavuz Ağıralioğlu’nu da “İbda-c ci” olarak niteleyerek, Yazcıoğlunun “gençlik teşkilâtı”nı kurmakla görevlendirdiği birine “leke” attıklarını zannederlerken, tüm bir BBP tarihini yerlebir ediyorlar ve gerçek yüzlerini apaçık bir şekilde ortaya seriyorlar.
Ağıralioğlu’nun İbda ile bir alakasının olup olmaması bir yana, “tarlanız sürülürken” ne haltlar karıştırıyordunuz, ilk önce bunun hesabını verin!
“Provokatör” diye nitelediğiniz “İbda-c ciler”in mahkeme süreçlerine bir bakın, delilsiz, mesnedsiz, şimdi “Ergenekon masası” olan “İbda masası”nın “hizmet eri” polislerinin hazırladığı fezlekeler ve “Ergenekoncu” oldukları apaçık ortaya çıkmış bulunan hakimlerin “kanaatleri” ile cezalandırılmışlardır, bir de “Yazcıoğlu’nun son divan heyeti” zamanında içeriye giren “BBP”lilere bakın!

“Tarla sürülmüş” demişti Yazıcıoğlu, hemen akla getirmek lâzım, bizimle konuşması esnasında, “KİMSEYE GÜVENMİYORUM, HERYERE GÖNDEREMİYORUM” sözünü hatırlayın, “eğitimcileriniz” ne biçim bir eğitim verdiyse –kimileri- “kaatiller sürüsü” haline getirilmiş bir “gençlik teşkilâtı” ortaya çıkmış, ne yapıyordunuz o zaman ve bu haliniz ortadayken kim KARANLIK MİHRAKLARIN TEMSİLCİSİ oluyor, buna cevab veriniz?
Yavuz Ağıralioğlu’nu şahsen tanımam, fakat, BBP için, olağanüstü kurultay istemesinde yerden göğe kadar hakkı vardır.

“Sürülmüş tarlada” biten MANYAK VE SAPIK TİPLERİ partiden, teşkilâtlardan atmamaya niyetli ve kurulu düzenlerin bozmamaya çalışan “son divan heyeti”ne karşı açtığı isyan bayrağı, hayırlı olacakdır kanaatindeyiz.

Birisini-bir faaliyeti desteklemek için illa ki “bizden olmalı” diye bir yobazlığımız olmadığını, “Yazıcıoğlunun son divan heyeti” titrlerinden ve “haber elemanı” ve “ajan provaktör”lerle dolu “teşkilâtlarından”, yani “sürülmüş tarlalarından” başka birşeyleri bulunmayanlara duyurulur!


http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/furkan-yazarlari/sinami-orhan/1106-qsurulmus-tarlaqdaki-manyak-ve-sapiklari-temizlemek

08-21 Ocak tarihli Aktüel dergisindeki, Ekin karaca imzalı, Yunanistan gençleri’nin ayaklanmasıyla ilgili haber yorumdan notlar:



“YUNANİSTAN KIVILCIMI AVRUPAYI TUTUŞTURABİLİR”…





“6 Aralık 2008’ de 16 yaşındaki Alexandros Grigopoulos’un polis kurşunu ile öldürülmesinin ardından, Yunanistan’da başlayan gençlik direnişi arkasına önemli bir halk desteği de alarak gittikçe güçleniyor. Yunanistan’ın içinde bulunduğu ekonomik bunalım, yüksek eğitim seviyesine rağmen çığ gibi büyüyen işsizlik, yolsuzluklar derken bir de devlet şiddetinin her geçen gün artması başta gençlik olmak üzere Yunanistan halkını neredeyse ayaklanma aşamasına getirdi. Yapılan telefon anketlerinin sonuçlarına göre halkın yüzde 60’ı yaşanan son olaylarda eylemcileri desteklerken, yüzde 17’si bankalara, yüzde 20’si de karakollara zarar verilmesinden memnun.”

“Öyle görülüyor ki, sistemin gidişatından memnun olmayan eylemciler eylemlerini tüm hızıyla 2009 yılına da taşıyacak ve belki de kimilerinin iddia ettiği gibi, Yunanistan’ da çakan bu kıvılcım tüm Avrupa’yı yakarak mevcut küresel politikaları at üst edecek; 2009 isyanın yılı olacak.”

“Görüştüğümüz herkesin ortak bir düşüncesi var: 16 yaşındaki Alexandros Grigopoulos’un polis tarafından öldürülmesi, oluşan bu toplumsal isyan havası için sadece bir bahane…”

“Exarhia Meydanı’nda anarşist ve özgürlükçü solcuların “Hasan abisi” olan Hasan Faruk Ürem ise çatışmalar sırasında bazı bankaların, büyük tekellerin ve karakolların yakılmasının kendisini ahlaki olarak rahatsız etmediğini, buraların zaten halka yarardan çok zararının olduğunu söylüyor.”

“İşgal altındaki Politeknik Üniversitesi’ne girdiğimizde karşımızdaki tablo bir okuldan ziyade “kurtarılmış bölge”yi andırıyordu. Okula girerken güvenlik kulubesindeki gözlemci öğrenciler, öğrencilerin her türlü olayda yanlarından ayrılmayan can yoldaşları köpekler, yakılan ateşlerin izleri ile her tarafı süsleyen sloganlar, resimler ve afişler sizi karşılıyor.”

Yunanlı gençlerin Hasan abisine soruyorlar:

- Askerin ve kilisenin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Kilise, kendi halk kitlesini kaybetmemek için eylemleri bir yere kadar haklı bulduğunu söyledi. Bunu da söylemek zorunda olduğu için söyledi; inandığı için değil. Bu ülkede en büyük yolsuzluğu yapan kurum kilise. Askere gelince, asker, Yunanistan’da yaşanan toplumsal ve siyasi olaylarla ilgili olarak Türkiye’deki gibi kalkıp basın açıklaması falan yapmaz. Askerin tutumunu, görüşünü kimse bilmez. Bu, Yunanistan halkının ayaklanarak cuntayı devirmesi ile birlikte askere verdiği dersin sonucu bence.(…)

- Bundan sonra ne olacak sizce? Yaşanan olaylar neleri değiştirdi?

- Bence sorun Yunanistan sorunu değil, dünya sorunu. Bugün refah ülkelerinde de insanlar gelecekten umutlu değil. Sosyal adalet olmadığı zaman bu olaylar her zaman yaşanacak.

- Bu hareketin herhalde dünya çapında bir etkisi oldu…

- Kesinlikle. Şu an bütün Avrupa devletleri kendi umutsuz gençliğinin ayaklanmasından korkuyor. Belki de Atina’da çakan bu kıvılcımın ateşi bütün Avrupa’yı sarar ve gelecek kuşaklara daha güzel bir dünya bırakabiliriz.”

http://www.furkandergisi.com/index.php/tr/haberler/iktibas/122-yunanistan-kivilcimi-avrupayi-tutusturabilir

Haydi gel Bizimle Ol



Saadettin Ustaosmanoğlu Kimdir?

İsmailağa cemaatinin lideri Şeyh Mahmud Ustaosmanoğlu'nun yeğeni olarak bilinen ve İBDA-C denince hareketin lideri Salih Mirzabeyoğlu'ndan sonra ilk akla gelen isim olan Saadettin Ustaosmanoğlu 1959 Trabzon doğumlu. Kendi ifadesiyle "ilk ve ortaokul sonrası medrese eğitimi" görmüş. 1999-2005 yılları arası İBDA-C davasından Metris, Kartal ve Bolu F Tipi cezaevlerinde yatmış ve Mirzabeyoğlu'nun hapis arkadaşı olmuş. Cezaevine girmeden önce Furkan dergisini çıkaran Saadettin Ustaosmanoğlu şu an İBDA-C'ye bağlı olarak bilinen Yeni Furkan dergisinin genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Önceleri İsmail Ağa cemaatine ait olan dergi bugün İBDA-C'nin önde gelen yayın organı olarak biliniyor.


"Haydi Gel Benimle Ol!"




İslami Büyük Doğu Akıncıları/Cephesi'nin (İBDA-C) sözcüsü olarak görülen Yeni Furkan dergisi yayın yönetmeninin iddiasına göre 2003'te Ergenekoncular kendilerine gelip ittifak teklif etmiş. Onlar bu teklifi reddedince, Ergenekoncular aynı çizgide görünen başka gruplara yönelmişler� İttifak var mı ya da kimlerle var, bunu söylemek zor ama İBDA-C çizgisinin savunucusu olduğunu söyleyen bir başka derginin, Baran dergisinin sadece kapaklarına bakmak bile zihinleri karıştırmaya yetiyor. Birkaç örnek vermek gerekirse; 31 Ocak 2008 tarihli 56. sayının kapak spotu şöyle: "Antep, türban, Ergenekon: Ortak düşmandan ortak operasyon!". Yine 20 Mart 2008 tarihli 63. sayının kapak spotunda ise şöyle yazıyor: "Ergenekon mücahidleri, silahlı mücahid kuvvetleri; demokrasi çetelerini, liberal çapulculuğu vatanın ismet-i hâriminde boğ!"

30 Haziran tarihli Taraf gazetesindeki köşesinde Emre Uslu, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı hedef alan iddialardan yola çıkarak farklı kamplarda olması gereken iki oluşum Ergenekon ve İBDA-C arasındaki bağlantıya değiniyordu. Uslu yazısında, Atatürkçü Düşünce Derneği gibi ulusalcı oluşumların kalesi konumundaki derneklere 28 Şubat günlerinde atılan bombalarda imzası bulunduğunu belirttiği İBDA-C'nin bugün ulusalcılarla arasındaki ilişkiyi pek sıkı fıkı buluyordu. Özellikle İBDA-C bağlantılı belli başlı yayın organlarından Baran dergisinde son dönemlerde çıkan ulusalcı ve Ergenekon sempatizanı yazılara da gönderme yaparak "Devletin terör listesinde yer alan bir örgütün bunca girift ilişkisine, ulusalcı yapılarla olan bağlarına ve dahası, dün bombaladıkları dernekle bugün aynı safta yer almalarına aklım ermiyor" şeklinde sona erdiriyordu yazısını. Ergenekon bağlantısı dışında, son dönemlerde çeşitli yayın organlarında İBDA-C ile El Kaide arasında bağlantı iddiaları da gündeme geliyordu. Son olarak ABD'nin İstanbul konsolosluğuna yapılan saldırının hemen ardından basına yansıtılan iddialardan biri de "saldırıyı İBDA-C / El Kaide'nin gerçekleştirmiş olma olasılığının" güçlü olduğu yolundaydı.
Ergenekon, ABD Konsolosluğu saldırısı ve El Kaide bağlantısı gibi iddiaların hedefi olan İBDA-C'nin sözcüsü konumundaki Yeni Furkan dergisinin genel yayın yönetmeni Saadettin Ustaosmanoğlu ile iddialar ve ardında yatanları konuştuk. Ve Ergenekoncuların zamanında onları da es geçmediğini öğrendik
- İBDA-C'yi Ergenekon'la bağdaştıran haberler çıktı. Bu doğru mu?
Büyük Doğu-İBDA fikriyatının temsil makamı bellidir, o makamın dışında söylenmiş olanlar sadece söyleyenleri bağlar.
- Hangi makamı kastediyorsunuz?
Fikriyatın sahibi Salih Mirzabeyoğlu.
- İBDA çizgisindeki Baran dergisinde herkes eleştirilirken Ergenekon mensupları mücahit olarak nitelendiriliyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Baran dergisi İBDA fikriyatına nispeti olan bir dergidir. Yapıp ettiklerinde isabet ettiklerinin şerefi kendilerine ait olduğu gibi, hatalarının mahcubiyeti de kendilerinin bağlar.
- Yani, basına yansıdığı gibi İBDA Ergenekon beraberliği söz konusu değil mi, demek istiyorsunuz?
Tabii ki. Biz de Furkan dergisi olarak Nakşi bir cemaata (İsmailağa cemaati) mensubiyet içinde, İBDA'ya nispetini kurmuş bir kuruluşuz ve Ergenekon meselesini kesinlikle tasvip etmedik, etmiyoruz.
- Baran dergisinde Genelkurmay'ın andıcının savunulması, İBDA-C çizgisine göre "düşman" pozisyonda olması gereken emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız, eski Balıkesir milletvekili Turhan Çömez, Prof. Hasan Köni, Behiç Kılıç, Nihat Genç, Alparslan Arslan'ın babası, Serdar Akinan, Naci Kutluay, Uğur Civelek, Erol Manisalı gibi kimselerle görüşülüp, görüşlerine yer verilmesi, Atatürk'ün bile savunulması, Ergenekon'a methiyeler düzülmesi gibi olaylar bir yanda ulusalcı-İBDA'cı bağlantısı, öte yanda Ergenekon'la flört söylentilerine sebep oldu. Bu işin aslı nedir?
Bahis mevzuu isimlerin hepsi aynı kefeye konmayabilir belki ama, çoğunun niyeti antiemperyalist görüntü altında kendilerine yandaş bulma teşebbüsüdür. Antiemperyalistlikleri yüzde 20'yi geçmez. Bu kişiler altyapısı hazırlanmış bir oyunun sözcüleri konumundaki kişilerdir... "Atatürk'ün bile..." cümlesiyle ifade ettiğiniz mevzuya gelince, ifade biçiminizden de anlaşılıyor ki, Müslümanlar için menfmanası muazzam travmalara sebep olmuş bir mesele, tavizi asla kaldıramayacak bir meseledir ve biz bu konuda en iyi tevillerle bile işin müspet bir tarafını bulamadık.
Baran'ın bu çizgiye kayması tabii olarak kendilerini ilgilendirir... Biz bu mevzunun biraz daha arka planına gidelim isterseniz, yani ulusalcı-Kemalist taifenin Müslümanlara el atma meselesinin arka planına...
Mesele 2003 yılında başladı diyebiliriz. Kendilerine Sultan Galiyevci diyen ulusalcı ekipten emekli bir binbaşı (adını vermiyor) arkadaşlarımızla bir görüşme yaptı ve şu tekliflerde bulundu; Vatansever Güçler Birliği adında bir oluşum düşünüyoruz, bu oluşum dergi ve dernek faaliyeti şeklinde tezahür edecek, ilk etapta üniversite gençliği etrafında çalışma yapacak, sonra büyük illerde dernekler açılacak, daha sonra da bütün illerde kuvayı milliye yapılanması gibi örgütleneceğiz. Bu hareket kitle gösterileri organize edip bir takım propagandif ve manipülatif işlerde bulunacak. Sokağa ve gençliğe hakim olmaya çalışacak...

(Aktüel)

nateskases@gmail.com